<
<Çarşamba, Kasım 30, 2005
<
Bunu sana üzülerek söylüyorum ama 10 kasım 05 Perşembe günü artık sütten kesildin sevgili oğlum... Artık sana süt üretemiyodum ve artık delikanlı olduğun kanaatindeydik :)) En başta senin psikolojini düşündük, senin için en uygun zaman olduğuna karar verdik ve artık gece anne sütü yerine su yada büyüme sütü içmeye başladın. Daha doğrusu biz sana büyüme sütü içirmeye çalışıyoruz ama sen reddediyosun. Ben daha zor unutacağını düşünüyodum doğrusu ama sen iki günde unuttun bile. Anneannen burdayken geceleri sen uyanınca o kalkıcaktı ve sen emmek istemiycektin ve istemedin de... İlk gece iki kez uyandın ikinci gece ise bir kez uyandın. Sonraki gecelerde pek uyumadın çünkü üstten 4. dişini patlatmaya çalışıyodun ve ağrın oluyodu uyumak istemiyodun. Neyse ki bi kaç gün içinde o dişinde patladı ve artık geceleri daha rahat ve uzun uyumaya başladın. O birkaç gün içinde dişin patladı dedim ama üstten 3. dişin çıktıktan yaklaşık 2,5 ay sonra çıktı. Dişlerini çıkartırken çok zorlanıyosun, ishal, huysuzluk, uykusuzluk, iştahsızlık vb bir sürü belirti var ama yinede dişinin patlaması zaman alıyo. Gün içinde arada bana yapışıp "anne memme" diyosun ama eminim yakında bunuda unutucaksın. Sütten kesildiğinde çocuklar artık daha iştahlı yermiş ve uykuları düzene girermiş... Ama bu senin için geçerli olmadı benim iştahsız oğlum. Önceleri yumurta, etli sebzeli haşlama, sebze çorbaları yemene rağmen yaklaşık bir aydır doğru düzgün bişey yemiyosun, çok zayıf görünüyosun, görenler bişey yedirmiyomusun bu çocuğa diyolar... Artık ye de büyü diye gözünün içine bakıyoruz...
/div> posted by | <<0comments < <
<
<
Saçların bu kadar uzamış ve kıvırcıklaşmıştı artık... Bu gidişe birinin DUR! demesi lazımdı berbere gittiğimizde çok sıkıldın ensene değen saçlar yüzünden sürekli kaşındın :)) O zamanlardan belliydi ne kadar sıkıntılı olacağın ..





/div> posted by | <<0comments < <
<
<
Bugün (24,11,05) kontrol için göz dr.una gittik. Gözlük taktıramıyoduk ve tek tedavi yöntemi olan bantla kapatmayı yapamıyoduk. Dr.'a ne diyeceğimizi bilmiyodum ama yinede fırça yemek pahasına da olsa kontrole gittik. İlk önce göze aletlerle bakıldı ve damla damlatılmak üzere dışarı çıktık. O sırada bizim sıpa sağa sola koşuşturmaya başladı. Gazete okuyan bi adamın gazatesine vurmasına ramak kala yakaladım. Eğer vursaydı adam sıçrardı kesin çok dalmıştı çünkü...
Muayeneye gözbebeği büyütücü damla damlatıldıktan sonra devam edildi. "Gözlük takılmıyo galiba" dedi dr. "Maalesef ne gözlük ne de kapatmayı uygulayamıyoruz" dedik. "Eee neden geldiniz peki" dedi açık açık. "Zorlayarak da olsa ne bantla kapatmayı yapabiliyoruz ne de gözlüğü kullandırabiliyoruz, sürekli çıkartıp atıyo. Bir çok yöntem denedik sürekli kucağımızda ve sürekli ilgili olduğumuz halde kesinlikle reddediyo. Biraz ısrar ettiğimizde de aşırı hırçınlasıyo, psikolojisini bozmaktan korkuyoruz" dedik. Dr.'un tek geçtiği şey "KAPATMA KAPATMA KAPATMA... Bu göz tembelliğini düzeltebilmemiz için şart olan tek şey tembel olan gözü çalıştırmak için sağlam olan gözü kapatmak " dedi. Acımasızca geldi söyledikleri bana içim kötü oldu ağlamak istedim orda. Ama istemesem de kabul etmek zorundaydım bunun tek tedavisi kapatmaktı... Ama bunu bizim tontişe anlatmak ne mümkündü... 3 ay sonra kontrole gelin ve bu arada mutlaka bu çalışmayı yapın dedi. 16 Mart'a kontrol için rand. aldık. Kontrol gününden sonra yaklaşık 1 ay kapatma yapamadık daha doğrusu savaş dövüş şeklindeydik ama hep Erenay galip geldi. Kendi iyiliği için olduğunu anlamıyodu tabi çocuk işte. Ama biz durumun ciddiyetini biliyoduk. Büyüdüğünde ve herşey için geç olduğunda bizi suçlayacaktı, ellerimi bağlasaydınız dövseydiniz de kapatsaydınız diye... Bunun da farkındaydık. Evlat işte kıyamıyosun ki... Bana öyle kayan gözüyle bakmaya çalıştığını gördükçe içim parçalanıyo. Bu bir özür değil, tedavisi mümküm bir hastalık iyi biliyorum ama yine de konduramıyorum. Bantı taktığımızda tembel olan gözüyle görücem diye uğraşmasını gördükçe kahroluyorum. Gerçi hep şükrediyorum tedavisi mümkün olduğu için ama yine de bazen dayanamıyorum işte.
31,12,05'ten itibaren hergün en az 1 saat kapatma yapabiliyoruz çok şükür. Ben mi daha sabırlıyım yoksa Erenay mı biraz daha laftan anlıyo anlamadım. Önceleri hiçbirşeyle oyalanamıyodu ama şimdi dahi bebek cdsiyle (baby einstein-newton) 27 dakika oyalanıyo. Birlikte cd izliyoruz, pencereden bakıyoruz, lego yapıyoruz ve yumuşak küplerden kule yapıp yumrukla yerle bir ediyoruz (bundan çok zevk alıyo ama çok kısa oyalanıyo). Tabi sakin durmuyo yine hırçınlaşıyo arada ama yinede çıkartmaması için elimden geleni yapıyorum. Hava biraz iyiyken bahçeye çıkıyoruz koştururken saatin nasıl geçtiğini anlamıyo. Anneannesi ve dedesi budayken daha rahat geçiyo kapatma seanslarımız, nöbetleşe oyalıyoruz çünkü :)
Neyse ki şimdilik yani 1 aydır gayet iyi ve hiç aksatmadan gidiyo inşallah bu kısa zaman içinde en ufakta olsa faydasını görürüz...
Canımız bitanemiz yüreğimizin içinde koccaman bir boşluk varmış o yokken, bunu şimdilerde farkediyoruz. İyileşmesi tek temennimiz. Biz elimizden gelen gayreti gösteriyoruz şifa Allah'tan...
/div>
posted by | <<0comments < <
<
<
Kolik sancılarından yavaş yavaş kurtuluyodun ve hayata daha güzel baktığını farkediyoduk. Hareketlerin dahada netleşmişti, istediğini yada istemediğini anlayabiliyoduk, istemediğinde suratını büzüyodun istemem der gibi. Babanın göğsünde ve omuzunda sallanmayı çok seviyodun uyuduğun halde yerine koymaya kıyamıyoduk.
Sen 3 ay 20 günlükken Yaren doğdu. Onu hastaneye ziyarete gittiğimizde sen durmadan ağlamıştın, değişik bi ortam olduğundan sanırım hiç rahat edememiştin.
İnsanları yabancılamaya başlamıştın, her gördüğün yabancı kişiye ağlıyodun. Havalar soğuktu ve seninle dışarı çıkamıyoduk. Sende bende evde sıkıntıdan patlıyoduk yani.
İlk bayramında tam 5 aylıktın, ilk önce babaannene sonrada anneannene gittik. Orda da kalabalığı gördüğünde ağlamıştın. Artık deden, anneannen ve babaanneni tanıyodun ve onları görünce ağlamıyodun. İlk yılbaşından birkaç gün önce baban burnundan ameliyat oldu, hastanede onunla resmin vardı ama maalesef telefonumuzu çaldılar ve ordaki birçok resmin ve video klibin kayboldu. Resimleri gittiği için üzgünüz ama sana birşey olmadığı için şükrediyoruz. Yılbaşı akşamı babaannen bizdeydi, sen erken uyuduğun için hepimiz erkenden yatmıştık. O günlerde akşam 8 olduğunda sen uyumuş oluyodun, günün bütün yorgunluğunu atıyodun üstünden ve gece iki üç kez uyanıp emmene rağmen yinede sabahın köründe uyanıyodun.
Bazen yalvarıyodum oğlum nolur biraz daha uyu diye Sen yapı olarak uykuyu çok sevmiyosun. Hele de 8 aylık olana kadar gündüz uykun hiç yok gibiydi, sadece emerken biraz uyuyodun ama yatağına bıraktığımızda hemen uyanıyodun. Neyse ki bu durum 9 aylık olduktan sonra değişti ve artık günde birer saatten iki kez uyuyodun ve bende o sırada dinleniyodum.
6 aylıkken dönme haraketlerini yapıyodun, yüz üstünden sırt üstüne dönüyodun, ayy bu bizim için çok büyük bi ilerlemeydi, ne kadar büyüdüğünü düşünüyoduk...
7 aylık olduğunda dönme hareketlerini tamamlamıştın artık top gibi yuvarlanıyodun. Yavaş yavaş emekleme çabaların oluyodu, bizde ayaklarından ittiriyoduk sana destek veriyoduk sözde O günlerde tutunup kalkmaya başladın, yatağının kenarlarından tutup ayağa kalkıyodun, bi gece ağlayarak uyandın bi baktım ayaktasın, çok şaşırmıştım. Bi gecede yine babaannen bizdeydi hepberaber salonda oturuyoduk, senin telsizinden bi ses geldi odana gelip baktım ve gülmekten yerlere yattım, baban benim gülme sesime geldi baktı oda gülmeye başladı. Sen uyanmışsın oturmuşsun ama kafan önde tekrar uyumuşsun ama yatmamışsın öylece oturduğun yerde uyuyosun. Çok gülmüştük bu duruma Sen 2 aylıkken sana oda telsizi aldık, odanda uyuduğun için gece uyanırsın da sesini duymayız diye almıştık. Çok işimize yaradı, nefes alsanda duyuyoruz.
8 aylık olduğunda emeklemeye başladın, poponu öne geriye sallayıp ellerinle ileri itiyodun kendini. (Kamera kayıtlarında var bakarsın). Havalar ısınmaya başlamıştı, artık seni pusetine koyup sitenin etrafında geziniyoduk. O sıralar göz kontrolü için göz dr.una götürdük seni. İlk dr.; sol gözünde göz tembelliği olduğunu ve 2 yaşından sonra ameliyat olman gerektiğini söyledi. Ona riayet etmedik, Acibadem de bi prfo.a götürdük o da; hemen ameliyat olmanı önerdi. Biz gözlük filan taksak geçmezmi dedik ama olmayacağını bu kaymanın göz kaslarıyla alakalı olduğunu ve basit bi ameliyatla düzeleceğini söyledi. Ameliyat ciddi bir şeydi ve sen daha 8 aylıktın, başka çareler aradık başka dr.lara götürdük. Sonra dünya göz hastanesinde bi prof.; ameliyata gerek olmadığını gözlükle %90 tedavi edilebileceğini söyledi. Hem şaşkın hem sevinçiydik. Gözlük numaralarını verdi (sol göz, +4,50, sağ göz, +3,00). Hemen gözlük aldık sana, ilk 3 gün hiç itiraz etmeden taktın ama sonra çıkartmayı keşfettin. Biz takıyoduk sen çıkartıyodun. Önce alıştırmaya çalıştık günde bir kaç saat taktırdık ama sürekli kucaktaydın ellememen için. Gözlük takmanın yanı sıra birde sağlam gözüne yani sağ gözüne bir bantla kapatma yapıyoduk. O bantın görevi, sağlam olan gözü kapatarak tembel olan gözü çalıştırmaktı. Bunuda sadece bi ay kadar yapabildik sonra bantı çekip alıyodun gözünden. Pusetinle bahçeye çıkarken takıyodum gözlüğün ve bantını, dışarda sağa sola bakarken aklına gelmiyodu çıkartmak. İlk kontrolüne gittiğimizde gözlüğü sürekli taktıramadığımızı söyledik, bu sefer numaraları değiştirdi (sol göz; +3,50, sağ göz, +2,50). Ve kontrol ettiğinde ne ilerleme nede bi gerileme olmadığını söyledi. Kapatma çalışmasını yarım saate çıkarttı ama sen bunada izin vermedin. Bantla aran iyi değildi sürekli elinle çıkartıyodun, gözlüğü hiç takmadın nerdeyse. Dr.u arayıp durumu anlattım gözlüğü takmadığını söyledim, bu durumda üstüne gitmememizi ve kapatma yapmak yerine bir damla verdi ama o damlayıda damlattırmadın gözüne. Babanla ikimiz güç yettiremedik ellerinle kuvvetlice itiyodun ellerimizi. Sonra bıraktık kendi haline seni. 24,11,05 te tekrar kontrolün var bakalım nolucak dr. ne diyecek. Umarız bir sorun olmadan gözün sağlığına kavuşur canım oğlum. Bu kayma ameliyatlarının basit olduğunu biliyoruz ve gözünde daha kötü bişey olmadığı için dua ediyoruz.
28 martta artık tamamen emeklemeye başladın. 26 nisanda taytay duruyodun emeklemeler yetmedi ayağa kalkıp yürüme çalışmalarına başladın. 9 mayıs ta iki adım, 12 mayıs ta 5 adım ve bir kaç adım daha derken 29 mayıs ta 11 aylıkken yürüdün. İlk dişin (sol ön attaki) 3 haziran 05 de çıktı. İkincisi ise 30 haziranda patladı. Dişlerini çıkartırken çok zorlanıyosun, ateş, ishal huysuzluk uykusuzluk ne ararsan var ama ortada diş yok... Şuan bile hala 5 dişin var ve 6.yı çıkartmak için cebelleşiyosun.
Doğum gününden birkaç gün önce bana “ANNA” dedin kulaklarıma inanamadım.
Doğum gününde sevdiklerimiz bizimleydi. Baban ve ben, anneannen-deden, babaannen, teyzenler, dayınlar, neco dedenler, halise teyzemler, muka teyzenler ve batuşlar... Sade ama güzel bi gün oldu. Sen pek bişeyin farkında değildin ama kalabalığa kısa sürede alışmıştın. Güzeller güzeli Yaren'le, Demir'in hediyesi havlayan ve müzik çalan köpekle epey oynadılar. Artık yabancılama huyun kalmadı ama insan seçiyosun, herkese hemen gülmüyosun, yabancı birini görünce hemen elimi tutuyosun. O günlerde seni tatliş diye seviyoduk ve sende bigün tatlişş gibi bişey dedin şaşırdık. Sonra güzelce tatliş dedin. Karpuzu pek sevmiştin ve biz karpuuz dediğimizde sende ona benzer bişey demeye çalşıyodun. Ayrıcada calpol de diyodun (ağrı kesici ateş düşürücü şurubun, onuda çok severek içiyosun). O ay sitede havuz açıldı. Seni suya sokmak istemedik ama sen suyu gördükçe çırpınıyodun girmek için. Sana küçük bi havuz aldık içine su doldurup havuz kenarında oynatıyoduk ama senin gözün hala büyük havuzundaydı. Bigün birlikte girdik havuza sen önce soğuk diye irkildin ama sonra çok sevdin çıkmak istemedin. Baban işten gelince bizide alıyodu birlikte gidiyoduk, önce baban giriyodu sonra o seninle ilgileniyodu ben giriyodum. Zaten sen doğduktan sonra biz herşeyi sırayla yapmaya başladık ister istemez... Yemeği sırayla yiyoduk, sırayla uyuyoduk vs. yani pek bi yaramazsın da daha yaramazlıklarından bahsetmedim diye çok uslu bi bebekmişim diye düşünme...
/div> posted by | <<0comments < <
<
<
Doğduğun günden beri huysuzlukların hiç bitmedi be oğlum. Sürekli mızmız bi halde dolaşıp duruyosun. Sürekli benimle olmak istiyosun, senden 5 dakika vakit bulup kendim için hiç birşey yapamıyorum. Ama şikayetçi değilim, sen benim biricik oğlumsun sana canım feda. Gece uykusuzlukların bitmek bilmiyo. 12. aydan sonra emzirme işine sadece geceleri olarak devam ediyoruz. Uyanıp uyanıp emmek istiyosun, süt gelmeyince çığlık çığlığa bağırıyosun. Şuan 17 aylık olmana rağmen hala memeye olan düşkünlüğün bitmedi. 18 aya kadar emzirmeyi düşünüyorum ama kessek daha iyi olurmuş dr. öyle diyo. Gündüz yemek yemek istemiyosun, geceleri biberon almıyosun ve uykuların bölünüyo, memeyi kesince bunların hepsi düzelirmiş ama biz sana kıyamıyoruz. Emerken öyle huzurla doluyosunki, suratının ifadesine bakmaya doyamıyoruz babanla. Sanki başka bi alemde yolculuk eder gibisin emerken. Gündüz yemek yesen emzirmeye 2 yaşına kadar devam edicem ama memeden umudunu kesmeden yemek yeme isteiğin olmaması normalmiş. Bakalım napıcaz... Babanla aranız çok iyi. Onu ayrıca bi seviyosun, hele de şu aralar o işe gidince babamda babam diye ağlıyosun. Özellike p.tesi günleri başımın etini yiyosun, hafta sonu alıştığın için p.tesilerimiz zorrr geçiyor sevgili oğlum... Yaklaşık 8 ay boyunca gündüz uykuların yok gibiydi sadece emerken uyuyodun ve bende dinlenemiyodum. Arada bikaç günlüğüne anneannen deden yada babaannen geliyodu, bende kendime bi iki saat ayırabiliyodum. Sürekli eteğimde beni tırmalayan bi halin vardı gerçi hala öylesin. Yürümeye başlayınca biraz kendi halinde oynarsın diye düşünüyoduk ama hala kendi kendine oynamak istemiyosun. Sürüyle oyuncak aldık, birçok araba aldık ama hiç biriyle 5 dakikadan fazla oynamıyosun. En sevdiğin oyuncaklar, şişe ve kapakları, açılıp kapanan dolap vs kapıları, fırının kapağı, tv kumandaları, bilgisayar klavyesi ve mouseu, damacana bidonu, ev ve araba kapıları açıp kapamak... Normal çocuklar gibi arabanı alıp sürmekten zevk almıyosun, sadece açılan kapaklarıyla biraz oynayıp sıkılıp atıyosun. Hareketli şarkılar çıktığında poponu sallayıp zıplayarak tempo tutuyosun. Tam 6 aylıktın alkış yapmayı öğrendin, hafızan süper valla bi gördüğünü hemen tekrarlıyosun. Bide babaannen sana “buraya bi kuş konmuş bu tutmuş bu yemiş” oyununu öğretti, bi kaç göstermeden sonra hemen öğrendin. Sonunda “dövmüşler dövmüşler bu küçücük kalmııış” kısmında bi elinle diğer eline vuruyodun sanki onu döver gibi. Akşamları camdan bakıp “gel babası gel gel” diye söylediğimde sende tempo tutup “babba” demeye çalışıyodun. Baba dedikten sonra uzun bi süre babana dadda dedin. Buda onun çok hoşuna gidiyodu. Anne demeye ilk olarak 12 ay civarında başladın. İlk önce anna diyodun sonra zamanla anne dedin. Şimdilerde de anne diyosun ben sana oğlum diyorum sen anne ben oğlum böyle devam ediyo. Bunu birde babanla yapıyosun, o sana oğlum diyo sen ona babaa diyosun, bu hepimizin çooook hoşuna gidiyo. Geçen hafta bayramdı bu senin üçüncü bayramındı ama sanırım sen bunu ilk sanıyosun. Çünkü diğer ikisinde daha çok küçüktün. Bu bayram bayramlıklarını giydin ve sabah babaannene gittik, orda amcanlarla kahvaltı yaptık, epey kalabalıktı ama bu sefer ordaki herkesi tanıdığın için yabancılık çekmedin ve çok eğlendin. Özellikle amca kızlarınla (Zeynep-Sibel) aran çok iyi, seni hiç bırakmıyolar. Zeynep sana yumruk atmayı öğrettti, yumruk at Erenay dediğinde sıkı sallıyosun valla canımız acıyo inan. Babaannenden öğlen çıktık annaannene gittik, ordada teyzenler ve dayınlar vardı. Orda da keyfine diycek yoktu yani. Çok seviliyosun sıpa oğlum benim çooookkk Dün gece yine uykusuz bıraktın beni oğlum yaa. Akşam erken uyudun gece olmadan uyandın ve tekrar uyudun, sonra da sabaha karşı bi uyandın töbe billah uyumadın, salla salla ayaklarım şişti ama sen uyumıycam diye inat ettin. Bezini değiştirdim su içirdim filan ama yok uyumadın. Sonra salıncakta salladım zorla uyudun. Bende koltuğa yasladım kafamı öylece uyumuşum dizinin dibinde. Fırının kapağıyla oynamayı çok seviyosun demiştim ya, nihayet onuda kırdın... Kapağı açıp kapatman yetmezmiş gibi birde üstüne çıkmaya çalışınca kapak çaat diye kırıldı... Bugün sabahta koli bandıyla yapıştırdım, umarım onuda sökmezsin. Elektrik prizleriyle de aran oldukça iyi... Bişeyler bulup mutlaka birinden birine sokmaya çalışıyosun. Emniyet kapakları aldım ama sana vız geliyo onlarıda açmaya çalışıyosun, eminim yakında onuda çözersin. Gözlerin fıldır fıldır, etrafına sürekli meraklı gözlerle bakıyosun. Nerde ne yaramazlık yapabilirim diye strateji üretiyosun sanki. Koltukların yada masanın üstünde olan örtü vs türü şeyler seni çoook rahatsız ediyo, onları çekmek için elinden geleni yapıyosun. Şimdi artık birşeylerin üstüne çıkıp daha yükseklere ulaşmak gibi bi isteğin var. Mesela bulduğun yastık kova vs şeylerin üstüne çıkıp mutfak tezgahına yetişip ordakileri aşağıya atmaya bayılıyosun. Kumandaları yada eline ne geçerse ya lavaboya ya küvete yada su dolu kovalara atıyosun. Geçen gün telsiz telefonu attın kovanın içine, kuruttuk şimdi çalışıyo ama ses kısıklığı oldu ses net gelmiyo yani... Geçen aydan beri fıstık yap diyince, elinle makas alır gibi yapıp yanağımızı sıkıyosun... Mımmı mımmı diye ses çıkartıp tesbih çekiyosun... Ev ayakkabılarının üstündeki maymunu görünce mammi diyosun. Artık herşeyi anlıyosun, terliklerim nerde oğlum getir bana diyince arayıp bulup önce birini sonra diğerini getiriyosun bana. Yada ayakkabılarını getir atta gidicez diyince hemen ayakkabı arıyosun giydirincede attaaa diye seviniyosun. Bugün dedenle anneannen bizde (10,11,05), öğlen mutfakta yemek yapıyoduk, baktım sen anneee diye seslenip ııı ııı diyerek bişeyler söylemeye çalışıyosun, noldu oğlum dedim bi baktım ayakkabı dolabına ulaşmaya çalışıp ayakkabılarını gösteriyosun, bunlarmı oğlum dedim atta dedin, hava soğuktu ama kıyamadım sana, sıkı giydirip çıkartıyım dedim, dedende birlikte markete gittik, deden sana çikolata aldı bizede ekmek. Gelirkende elini bıraktık heyecanla koşuşturdun... Canım oğlum artık hızla büyüyosun...
/div> posted by | <<0comments < <
<
<
Hoşgeldin bebeğim...
Sedyede taşınırken hafiften uyanır gibi oldum, hayal meyal babanı gördüm ve “bebeğim nasıl elleri ayakları varmı” dediğimi hatırlıyorum. “oğlumuz çok iyi çokta güzel” dediler, “karnım acıyooo” diye bağırıyodum. Sonra anneanneni, Muka teyzeni ve Halis amcanı gördüm, onlarda senin sağlıklı ve de çok güzel olduğunu söylediler. 19 Haziran 2004, Cuma gecesi ve ya c.tesinin ilk saati olan tam 01:00’de, 3,220 gr ve 49 cm. doğdun. Seni görmek için iyice sabırsızlanıyodum. Ve o an... Babanın arkasından hemşirenin taşıdığı küçük bi bebek arabasıyla geldin. Mavi tulumlarını giydirmişlerdi ve çok güzel görünüyodun. Minnacıktın kucağıma alamam biyerini acıtırım diye düşündüm bian. Ama sana dokunmak için onca zaman beklemiştim ve dahada bekleyemezdim. Hemşire seni kucağıma bıraktığında acemice tutmaya çalıştım, yüzüne baktım kırmızıydın ve dudakların titriyodu. O an sana kavuştuğum için dua etmeye başladım, Allah’ım onu bize iyiki verdin, sağlıklı doğdun diye şükrediyodum şaşkın şaşkn . Sonra ilk yemeğini yemen için kolları sıvadık, sanki içerde alıştırma yapmışsın gibi gayet bilinçli emmeye başladın biz hayrete düştük... Çok acıkmıştın besbelli şapur şupur emiyodun. O gece sık sık yanımıza getirdiler seni ve sık sık emdin ve karnını iyice doyurdun...
O gece anneannenle ertesi gece de babanla kaldık. Hastaneye seni ziyarete gelmişlerdi. Deden zaten yanımızdaydı, teyzenler ve enişten, Ebru teyzen Burhan amcan ve Batuş, Dr.Uğur Bey (patronum), Muka teyzenler, Nurgül teyzenler (hatırlayamadıklarımda olabilir). Sonraki gün taburcu olduk. Eve geldiğimizde seni odana götürdük ama sen orda kalmak istemedin ve ağladın alın beni burdan der gibi Ben hala ağlıyodum anne olmanın verdiği duygularla, ve yaklaşık 1,5 ay boyunca herşeye ağlamaya devam ettim... Hastanede hiç ağlamayan sen, eve geldiğimzde borunu öttürmeye bşlamıştın, bi ıngaa diyince herkes başına toplanıyodu. Baban babaanneni almaya gitmişti akşam üstü geldiler. Biz yorgun argın yatakta uzanmıştık seninle. Sen yanımdaydın artık, durup düşününce inanamıyodum gerçekmiydin diye. Sana bakıp bakıp ağlıyodum, o kadar küçük ve güzeldin ki bakmaya doyamıyoduk hiçbirimiz. Evde herkes iş bölümü yapmıştı, babaannen mutfaktaydı bütün gün yemek yapıyodu, annaannen sana ve bana bakıyodu, babanda getir götür işlerine bakıyodu. Evdeki ilk gecemizde, seni bizim odada senin için tahsis ettiğimiz minderlerini çıkarttığımız koltuğa yatırmıştık. Bi ıngaa diyişine herkes seferber oldu. Zevkle uyandım ve annelik görevinin en büyüğü ve en zevklisi olan seni doyurma çalışmalarına başladım. Hiç durmadan emmek istiyodun, satlerce koltukta kalıyodum, gelen geçen acıyodu halime. Ameliyatın verdiği ağrılar bi yandan, senin sürekli emmek istemen beni çok yoruyodu ama ben mutluydum halimden, hamilelikte aldığım onca kiloya rağmen sen yanımdaydın ve ben senin sağlığın dışında bişey istemiyodum.

İlk banyonu 3 günlükken babaannenle anneannen yaptırmışlardı. Suyu pek sevmiştin, kedi gibi hiç sesin çıkmıyodu Resimlerinde delilleri var...
Bi sonraki gün teyzenler ve deden geldi tekrar, herkes seni sevmek için sıraya girmişti resmen. Çok güzeldin canım oğlum benim sana bakmaya doyamıyodum...
İsmin konusunda hala kararsızdık, kimi Alper kalsın isterken kimi de ERENAY olsun istiyodu. Tam 5 günlüktün, bi akşam anneannen babaannen ve baban oturuyoduk, bu çocuğun adını koyalım artık dediler. Karar verdik ve artık senin adın bi daha değişmemek üzere ERENAY olarak kaldı. Umarız bu ismi severek kullanır ve anlamını taşırsın. Anlamı ise: Ermiş olan Ay gibi nurlu kimse.
Sonra evede bir sürü ziyaretçilerimiz geldi. Burdaki komşularımızın nerdeyse hepsi seni görmeye gelmişlerdi. Bi hafta sonra büyük amcan (biz ona deden diyoruz) yengen ve amca çocukların geldi. Herkes seni çok seviyodu. Meğerse herkes senin gelmeni bekliyomuşta benim haberim yokmuş...
Anneannen tam 1,5 ay boyunca yanımızda kaldı, babaannen bi hafta kaldı, deden eve gidip geliyodu sürekli... 42 günlükken teyzemler geldi seni görmeye. Sevim teyzem, Maviş, Arzu, Vesile ve Aynuk. Ve tabiki çocukları Yiğit, Mehmet ve Burak ta... Sen doğmadan önce sağlıklı doğarsan senin için kurban kesip mevlüt yapıcaz diye söz vermiştik. 3 ay 10 günlükken mevlütümüzü yaptık. Onada gelenler oldu sağolsunlar. Birgül teyzem, Naime yengem, Elif, Gül ve Batuş seni ilk kez görmüşlerdi, onlarda çok sevdiler.
Anneannen 1,5 ay sonra artık evine temelli dönüş yaptı. Vedalaşırken ağlaştık ve ben yalnız ne yapıcağımı düşünüp panik oldum birden. Seninle yalnız kaldığım ilk gün sen kusmaya başladın napıcamı bilemedim, dr.u aradım normal olduğunu söyledi. Gruptaki arkadaşlara sordum hepsi olur böyle şeyler demelerine rağmen napıcam diye endişeleniyodum. Akşam olmamıştı bi türlü. Sonra baban gelince biraz rahatlamıştım. Çocuk bakımı konusunda bi tecrubem yoktu nerde ne yapacağımı bilmiyodum. Gerçi sen doğmadan çok kitap okuduk ama yinede pratikle çok farklıymış okumak...
O günler hep telaşlı geçti bizim için. Her akşam baban gelince banyonu yaptırıyoduk. Birde tam 3 ay boyunca kolik denen bi sancıyla boğuştun yavrucum. Akşam üstü başlıyodu geceye kadar bar bar bağırıyodun hiç bi ilaçla geçmiyodu ve sürekli ağlıyodun. Çok üzülüyoduk ama bişey yapamıyoduk, sadece kucağımızda gezdirerek biraz sakinleştirebiliyoduk seni. 3 ay sonra birgün ansızın geçiverdi. Akşam oldu baktım ağlamıyosun şaşkınlıla yatağına koydum seni baktım ses çıkartmadan uyudun. Baban gelince oda şaşırdı bu duruma. Gidip gelip bakıyoduk sana. Sonra o 2 ay boyunca, karnın toksa altın temizse, yatağına koyduğumda kendiliğinden uyuyodun. Sonra ne olduysa kucağa alıştın ve hala sallanmadan uyumuyosun seni sıpa seni... Seni çok seviyoruz canımız bitanemiz oğlumuz ERENAY’ımız...
/div> posted by | <<0comments < <
<
<
Senin varlığını anladığımızda sen 5 haftalık küçücük bi çekirdek kadardın. Seni ilk gördüğümüzde şaşakalmıştık, 6 hafta 1 günlük olmana rağmen küçücük bi kesenin içinde sadece kalbin vardı ve pıt pıt atıyodu. Çok heyecanlanmıştık hatta gülmüştük çıkardığın seslere ... İlk 4 ay sürekli mide bulantılarıyla geçti, o küçücük kesenin içinde yaramazlıklar yapıyodun. Geleceğe dair sinyaller veriyodun sanki “ ben yaramaz bi çocuk olucam” diye. Seninle birlikte yürüşlere gidiyoduk, öğlene kadar yürüyoduk sonra sana sevdiğim yemeklerden gönderiyodum sende afiyetle yiyodun Sana gözüm gibi bakmaya çalıştım hep. Sağlıklı ve güçlü ol diye süt ve yoğurdu hiç ihmal etiyodum ve sık sık su içiyodum. Sen ne kadar yaramazlıklar yapıp beni usandırmaya çalışsanda, ben yinede sana kavuşmak için dualar ediyodum. Çok tuhaftı senin için hissettiklerim, kelimelerle ifade edemiyorum bile. Accayip bi sevgi, bağlılık ve bi o kadar da korku. Sana kavuşamıycam diye korkuyodum nedense... İlk hareketini hissettiğimde tam 18 haftalıktın, biraz tembel çıktın sanırım Bi gece baktım hareket ettin, öyle heyecanlandım ki, hemen babanı uyandırdım oynadı oynadı diye. Ve işte o günden doğduğun ana kadar kıpır kıpırdın hiç yerinde durmuyodun. Bi an önce sana kavuşmak için sabırsızlanıyoduk gün sayıyoduk. Artık seni cihazdan sık sık görüyoduk, babanla her bakışımızda yüzünün şeklini bana benzetiyoduk. Yanakların tombul tombul görünüyodu orda, şişko bi bebek olacağını düşünüyoduk hep. Oysa ki 3,220 gr ve 49 cm doğdun... Her kontrolde sağlıklı olduğunu öğrenince sevinçle ayrılıyoduk klinikten. Arada tuhaf çıkışların oluyodu ve karnım füze gibi şişiyodu, dr amcan da “yaramaz olucak bu çocuk” diyodu hep... Haklıymış... 35 haftalık olmana ve aklımızda birkaç isim olmasına rağmen adına bi türlü karar verememiştik. En sonunda o gün babanla da anlaştık ve karar verdik ALPER olsun dedik. İkimizde sevmiştik bu ismi. O gece rüyamda ben sana ERENAY ERENAY diye seslendiğimi duydum. Kendi sesime uyandım, babanda uyandı o anda. Rüyamı anlattım hayırdır dedik. Sonraki zamanlarda hep bu iki isim arasında kaldım. Acaba sen Alper ismini sevmemiştin de bize bi sinyal mi göndermiştin diye düşündük. Ama doğana kadar hep bu isimle seslendik sana. Hamileliğim süresince çok çilek yedim senin için. Herkes, çilek yersen bebeğin çilli olur diyolardı ama öyle olmadın Gerçi sen çilli olsan da yinede severdik biz seni... Bu sıralarda annelerklübü diye bi gruba üye oldum, orda benim gibi bir sürü hamile ile hamilelik ile ilgili çeşitli konularda paylaşımlarımız oldu. Yonca teyzenle orda tanışmış ve iyice kaynaşmıştık. O da o zamanlarda sanırım 4 aylık hamileydi, onunda oğlu olacaktı ve adıda hazırdı, Alp Tuğkan... Tuğkan senden tam 2 ay 1 gün sonra doğdu. O grupta bir arkadaş daha edindik, daha doğrusu bir haftaş... Seninle aynı zamanlarda doğacaktı ve adı Berke idi, annesininki ise Defne... Berke senden 4 gün sonra doğdu... Artık odanı hazırlamaya başlamıştık, badana yapıldı, mobilyaların geldi, tül perdeni astık (ki onu çok beğenerek seninde beğeneceğini düşünerek almıştık), Kıyafetlerini yıkayıp ütüleyip dolaplarına yerleştirmiştik anneannenle birlikte. O gün çok yorulmuştuk ama değmişti, oğlum için herşeye değerdi. Artık herşey hazırdı ve senin gelmeni dört gözle bekliyoduk. Normal doğman gereken zamanı beklemeden birgün ansızın “ben artık dünaya gelmek istiyorum” der gibi gelmek istediğini belirttin bize. O gün 37 hafta 2 günlüktün yani 8 ay 2 haftalıktın daha. Klinikteki kontrolümüzde herşey normal giderken birden kalp atışlarının düşmeye başladığını gördük, ben çok korktum sana bişey olucak diye. Baban hemen hemşireleri çağırdı, onlarda dr.u... Dr. Koşarak geldi ve beni yan tarafa çevirdiler birde şeker verdiler. Tansiyonmu düşmüştü korkudan. Bikaç dakika sonra kalp atışların normala dönünce rahat bi nefes aldık. Dr.la konuştuğumuzda artık doğman için hiç bi engel kalmadığını söyledi. Bizde zaten bi an önce kavuşmak istiyoduk sana. O gece hastaneye gidip bi test daha yaptırmamızı ve bunun sonucuna göre doğum tarihini belirleyeceğimizi söyledi. O sabah anneanneni eve bırakmıştık, doğuma yakın tekrar gelicekti ama sen bian önce gelmek isteyince akşam tekrar gittik dedenle birlikte anneannenide aldık. Eve geldiğimizde hepimiz heyecanlıydık. Onlar yemek yedi ama ben yiyemedim biraz yoğurt yedim birazda su içtim. Saat 10’da annennen ve babanla birlikte, Çamlıca Hayat Hastanesine gittik. Orda da o testten yapıldı, önce herşey yolundaydı ama sorna baktık ki sen artık gelmek istiyosun hemen dr.u aradık, o da hazırlıklara başlansın dedi. Ben heyecandan ağlamaya başladım. Nasıl doğucaksın diye korkuyodum. Sonra dr. amcan geldi, ne bu halin dedi korkuyorum dedim. Beni sedyeye alıp dooğru ameliyathaneye getirdiler. Ameliyathanenin kapısında babana ve annaannene ağlayarak el salladım ve içeri girdik. Ameliyathaneye girdiğimde saat 00:30’du. Gözlerim sımkısı kapalıydı, anestezi dr.u neden gözlerin kapalı uykunmu var dedi, korkuyorum dedim. Dr.un geldiğini gördüm, bi diyeceğin varmı başlıyoruz dedi, “oğluma iyi bakın” dedim ve uyudum....
/div>
posted by | <<1comments < <
< <